Fed baskı altında: Bugünkü önemli karar neleri etkileyecek?

  • ABD Merkez Bankası Fed'in bu yıl üçüncü kez çeyrek puanlık faiz indirimi açıklaması bekleniyor.
  • Seçilmiş Başkan Trump'ın Fed politikasını etkileme konusundaki duruşu, merkez bankasının bağımsızlığını sorgulatıyor.
  • Sıkı kredi koşulları ve artan borçlanma maliyetleri, Fed'in büyümeyi enflasyonla dengeleme zorluğunu artırıyor.

ABD Merkez Bankası'nın (Fed) bugün bir faiz indirimi daha açıklaması bekleniyor. Bu, yıl içindeki üçüncü indirim olacak.

Enflasyonun azalması ve işgücü piyasasının yumuşamasıyla birlikte Fed'in gösterge faiz oranını çeyrek puan düşürerek yüzde 4,5-4,75 aralığına çekmesi muhtemel.

Ancak bu karar riskli bir zamanda alınıyor.

ABD Başkanı seçilen Donald Trump'ın göreve dönmesiyle birlikte Fed'in bağımsızlığına ilişkin endişeler artıyor.

Fed'in bugünkü kararını neler etkileyecek ve Donald Trump'ın yeniden seçilmesi, Fed'in kararları ve bundan sonraki liderliği üzerindeki potansiyel siyasi etki açısından ne anlama geliyor?

Ekonominin mevcut durumu

Bugün beklenen faiz indiriminin temel itici gücü, ekonomi genelindeki sıkı kredi koşullarının etkisidir.

Fed'in son Kıdemli Kredi Yetkilisi Görüş Anketi, kredilere olan talebin zayıf kalmasına rağmen bankaların çeşitli kredi kategorilerinde sıkı kredi standartlarını koruduğunu gösteriyor.

Talep istikrara kavuşmaya başlasa da, tarihsel ortalamaların altında kalmaya devam ediyor ve bu durum, işletmelerin finansman sağlamada zorluklarla karşılaşması nedeniyle iş büyümesi üzerinde ek baskı yaratıyor.

Sıkı kredi ortamı istihdam artışı açısından önemli.

Bazı ekonomistler, sıkı kredi koşullarının 2024 yılı sonuna kadar işsizlik oranına yarım puan ekleyebileceğini tahmin ediyor.

İşsizlik oranının şu anda %4,1 seviyesinde olması, bu ek baskının ekonomik büyümenin yavaşlamasına yol açmasına ve Fed'in borçlanma maliyetlerini düşürme kararını desteklemesine neden olabilir.

Fed'in karar alma sürecinde bir diğer önemli etken ise son dönemde uzun vadeli borçlanma maliyetlerindeki artış.

Fed'in Eylül ayındaki son faiz indiriminden bu yana 50 baz puandan fazla artış gösteren 10 yıllık Hazine tahvili faizi son dönemde yaklaşık %4,3'e yükseldi.

Bu artış, güçlü ekonomik veriler ve Trump yönetimi altında vergi indirimleri ve harcamaların artırılması gibi olası mali politikalara ilişkin endişelerden kaynaklanıyor.

Uzun vadeli faiz oranları yüksek kalmaya devam ederse, Fed stratejisini ayarlayabilir ve ekonomiyi aşırı canlandırmaktan kaçınmak için faiz indirimlerinin hızını yavaşlatabilir.

Trump'ın Fed'e yönelik planları neler?

Trump'ın ikinci dönemine hazırlanmasıyla birlikte Fed'in ekonomideki rolüne ilişkin tutumu odak noktası haline geldi.

Trump, seçim kampanyası sırasında, başkanın Fed'in özellikle faiz oranları konusundaki kararları üzerinde etkili olması gerektiğine inandığını belirtmişti.

Fed'in daha önceki politika tercihlerini eleştiren Trump, 2026'da görev süresi dolacak Fed Başkanı Jerome Powell'ın yerine kendisinin geçeceğini söyledi.

Trump'ın Fed ile geçmişi zaten tartışmalı.

2018'de faiz artırımları konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle Powell'ı görevden almayı düşündü ve kendi iş içgüdülerinin ekonomiyi yönlendirmeye daha uygun olabileceğini savundu.

Hukuk uzmanları bir başkanın Fed başkanını sebep göstermeden görevden alamayacağını söylerken, Trump'ın Ocak 2026'dan itibaren Fed Yönetim Kurulu'na yeni üyeler atama fırsatına sahip olacağını belirtiyor.

Partisinin Senato'daki son zaferi, bu atamaların önünü açabilir ve Trump'ın, atamaları düşük faiz oranları tercihiyle uyumlu olursa Fed'in politika yönünü şekillendirmesine olanak tanıyabilir.

Fed'in bağımsızlığıyla tehlike ne?

Enflasyonu yönetmek ve siyasi müdahale olmaksızın ekonomik istikrarı sağlamak için bağımsız bir merkez bankasının gerekli olduğu yaygın olarak kabul edilmektedir.

Merkez bankası bağımsızlığına sahip olan ülkeler genellikle daha istikrarlı enflasyon oranları ve daha az faiz oranı oynaklığı yaşarlar.

Powell, Fed'in bağımsızlığının ekonomiye fayda sağladığını sık sık vurguluyor ve onun duruşu, para politikası üzerindeki siyasi etkinin, uzun vadeli istikrardan ziyade kısa vadeli kazanımlara öncelik veren kararlara yol açabileceğine inanan ekonomistler arasındaki daha geniş bir fikir birliğini yansıtıyor.

ABD'de başkanların hem kamu hem de özel sektör aracılığıyla Federal Rezerv'e baskı uyguladığı bir geçmiş var.

Örneğin 1960'larda Başkan Lyndon B. Johnson, Fed Başkanı William McChesney Martin'e faiz oranlarını düşürmesi yönünde baskı yapmıştı.

Benzer şekilde Richard Nixon yönetimi, 1970'lerde Fed'i enflasyon kontrolünden ziyade ekonomik büyümeye öncelik vermeye zorladı; bazı ekonomistler bunun o on yıldaki yüksek enflasyon oranlarına katkıda bulunduğunu ileri sürüyor.

Trump'ın ilk döneminde Powell ve Fed'in politikalarına yönelik kamuoyundaki eleştirileri bu geçmişi yansıtıyor ve ikinci döneminde de benzer baskıların ortaya çıkabileceğinin sinyalini veriyor.

Trump, Fed'in kararlarında söz sahibi olmak için baskı yapmaya devam ederse, merkez bankasının bağımsızlığı sorgulanabilir ve fiyat istikrarı ile maksimum istihdam arasındaki ikili görevine yaklaşım şekli değişebilir.

Trump'ın Fed politikası üzerindeki etkisi, gevşek politikaları destekleyen kişileri ataması durumunda özellikle güçlü olabilir ve bu da potansiyel olarak daha düşük faiz oranlarına yol açabilir.

Ancak Powell ve diğer Fed yetkilileri, ABD ekonomisinin uzun vadeli sağlığını önceliklendiren bağımsız bir politika yaklaşımına olan bağlılıklarını defalarca dile getirdiler.

Fed siyasi baskılara nasıl cevap verecek?

Trump'ın göreve dönmesinin olası etkilerine rağmen Fed'in odağının istikrarlı fiyatlar ve tam istihdam olduğu belirtildi.

Powell, Fed'in yönetimden gelecek yeni ekonomik politikalar konusunda "bekleyip göreceğiz" yaklaşımını benimseyeceğini, önemli değişiklikler yapmadan önce bunların etkisini değerlendirmeyi tercih edeceğini belirtti.

Bugün beklenen faiz indirimi, Fed'in enflasyon kontrolü ve istihdam artışı hedeflerini dengeleyerek ekonomiyi desteklemeyi amaçlayan temkinli yaklaşımıyla örtüşüyor.

Trump'ın planladığı ekonomik politikalar Fed'in işini karmaşıklaştırabilir.

Vergi indirimleri, kamu harcamalarının artırılması ve korumacı ticaret önlemleri gibi öneriler kısa vadede ekonomiyi canlandırabilir ancak aynı zamanda enflasyonu artırma riski de taşıyor.

Enflasyon artarsa, merkez bankası fiyat istikrarını sağlamak için faiz oranlarını öngörülenden daha yüksek tutmak zorunda kalabilir; bu durum, ekonomik büyüme ile enflasyon kontrolü arasında zorlu bir dengeleyici eylemin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Fed'in bundan sonraki adımı ne olacak?

Piyasa tahminleri, Fed'in 2025 yılına kadar faiz oranlarını düşürmeye devam edebileceğini, bazı tahminlerin yıl sonuna kadar referans faiz oranında ek %1'lik bir düşüş öngördüğünü gösteriyor.

Ancak, yükselen uzun vadeli getiriler ve kısıtlayıcı kredi ortamının birleşimi bu görünüme belirsizliği artırıyor.

Fed, ekonominin gidişatını daha kapsamlı bir şekilde değerlendirmek amacıyla Ocak ayından itibaren faiz indirimlerine geçici bir ara vermeyi düşünebilir.

Merkez bankası tahvil varlıklarını azaltırken (Haziran 2022'den bu yana yaklaşık 2 trilyon dolarlık Hazine tahvili ve ipotek teminatlı menkul kıymet azaltımı yaptı), faiz indirimi döngüsü bilanço azaltımlarının hızını yavaşlatabilir.

Fed yetkilileri, tahvil faizlerinin düşürülmesinin arka planda devam edeceğini ancak ekonomik koşulların kredi verme için ek destek gerektirmesi halinde daha yakından incelenebileceğini öne sürdüler.

Sonuç olarak, Fed bugün toplandığında yalnızca ekonomik baskılarla değil, aynı zamanda Trump'ın başkanlığı altında ortaya çıkabilecek siyasi zorluklarla da karşı karşıya kalacak.

Beklenen faiz indirimi, Fed'in enflasyondaki düşüşe ve zayıflayan istihdam artışına verdiği tepkiyi yansıtıyor.

Ancak Trump'ın yeniden seçilmesi ABD para politikasında bir miktar belirsizliğe yol açabilir ve Fed'in bağımsızlığının geleceği konusunda soru işaretleri yaratabilir.